İçimizden Biri Eser Bakım / Röportaj Ceren Saygı

0

Eser Bakım: Ben doğaçlama bir sokak dansı yapıyordum. Delice bir dans… Sonra kendimi “Hard-rock” dansın içinde buldum. Yıl, 2000. Anladığınız gibi 2000 yılından önce fark ettiğim ama sokak dansından vazgeçemediğim için umursamadığım bir durumla yüzleştim. Kanser! Bu dansın adıydı…”

 

Röportaj: Ceren Saygı

Ceren Saygı: Eser Hanım, merhabalar. Öncelikle röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için şahsım ve Kanserle Dans ailesi adına çok teşekkür ediyorum. Ben sizi uzunca bir zamandır tanıyorum ama dansçılarımıza ve okuyucularımıza kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

Eser Bakım: Tek kimliğim var “insan”…İnsan kimliğimle öce size sonra “Kanserle Dans “derneği üyesi arkadaşlarıma merhaba diyor sevgilerimi gönderiyorum. Ben bir öğretmendim. Şimdi kişisel gelişim eğitimleri veriyorum. Kahkaha da içinde… Evliyim ve bir oğlum, bir gelinciğim var. Mutlu bir aileyiz yani.

 

Ceren Saygı: Eser Hanım sizin dansınız ne zaman ve nasıl başladı?

 

Eser Bakım: Ben doğaçlama bir sokak dansı yapıyordum. Delice bir dans… Sonra kendimi “Hard-rock” dansın içinde buldum. Yıl, 2000. Anladığınız gibi 2000 yılından önce fark ettiğim ama sokak dansından vazgeçemediğim için umursamadığım bir durumla yüzleştim. Kanser! Bu dansın adıydı…

 

Ceren Saygı: Çok sanatsal ve hoş bir tanımlama oldu. Nasıl fark ettiniz? Bir belirti mi? Yoksa rutin kontroller sırasında mı?

 

Eser Bakım: Bakın kanser davet edilir. Ben annemi kanserden kaybettim. Beş kardeşin en küçüğüyüm. Annemin hastalığını, birebir her evresini çocuk yaşımda izledim. Dedim ya, en küçük olarak evdeki tek çocuğum. Şeker Portakalı’nın Zeze’si… Çocuk omuzlarıma da yüreğime de ağırdı bu yük. Yıllarca korkular büyüttüm içimde… Yani davet ettim onu. O da kıramamış olmalı ki, icabet etti.

 

Ceren Saygı: İlk teşhis ve fark ediş nasıldı?

 

Eser Bakım: Şaka bir tarafa, iki göğsümde elime gelen sertlikler beni doktora gitmek zorunda bıraktı. Çok genç sayılacak yaştaydım; 38 yaşımdaydım, oğlum henüz liseye gidiyordu.

 

Ceren Saygı: Oldukça genç bir yaş…Teşhis konma aşaması nasıl gelişti?

 

Eser Bakım: Doktora tek başıma gittim. Amacım neler olduğunu öğrenmekti. Ama o gün dokuz doktorun başıma gelip, dokuz mamografi çektirmesi, ultasonik incelemeler ve maskeli yüzlerle ameliyatım için gün vermek istediler. Öylesine kızgındım ki o gün doktorların “acil ameliyat” demelerini ticari olarak düşünecek kadar paranoyak yaklaşmış ve tekliflerini reddetmiştim. Çünkü oğlum üniversite sınavına hazırlanıyordu. Benim eşimle 15 yıl ayrı yaşama nedenimdi bu. Hedefimden beni uzaklaştıran bu ameliyatı olamazdım. O günü kâbus gibi yaşadım. Çaresiz ve yapayalnız sokaklarda dolaştım. Zihnim dört bir yandan kuşatılmıştı. Yüzlerce soru beynimde birbiri ardına koşuyordu. Sonrasında hekim arkadaşlarımdan biriyle konuştum. O bana bu işin yani ciddi teşhisin doğru olduğunu ve eşime bunu söyleyeceğini söyleyince gerçeği kabul ettim. Kitlelerin çıkarılması için doktor aramaya başladım. Eşime kıyıp söyleyemiyordum. Oğluma asla… Ailelerimiz de duymamalıydı. Böyle olunca zihinsel konuşmalar çok oluyor. Ön hazırlıklarımı yaptıktan sonra eşime söyledim. Tahmin edemeyeceğiniz kadar üzüldü. Ama o günden sonra hep bu dans da kavalyem oldu. Başlangıçta, her doktor farklı sayıda kitle tespit etti. Birisi ameliyat olmazsam iki yıl yaşayacağımı söylediler.

 

Ceren Saygı: Teşhis tarihi ile ameliyat arasında ne kadar süre oldu? Hatırlayabiliyor musunuz?

 

Eser Bakım: 1993 de ilk tespit, hala elimde duruyor o mamografi sonuçları. Şu an anlattığım hikâyemle ameliyatımın arası 3 ay falan diye anımsıyorum.

 

Ceren Saygı: Anladım. Oğlunuza söylediniz mi o süreçte?

 

Eser Bakım: Hayır sadece ameliyat olmam gerekiyor diyerek geçiştirdik. Sonra kemoterapi sürecinde kötü huylu değilmiş ama tedbir olsun diye ilaç vereceklerini bu sürecin uzun olacağını anlattık.

 

Ceren Saygı: Peki siz nasıl karşıladınız? Süreci nasıl atlattınız? Önce isyan sonra kabulleniş mi? Duygusal tavırlardan biraz söz edelim mi?

 

Eser Bakım: Bakın, her insan hayatında bir şeyleri önceler… Ben en başta da belirttiğim gibi, çocuğumu öncelediğim için eşimle ayrı şehirlerde hafta sonu aşkı yaşadık. Dolayısıyla, oğlumun ve eşimin üzülmesi beni de çok üzerdi. Elbette niye bana sorusu çok aptalca da olsa soruluyor. Oysa” ya çocuğuma olsaydı!” dediğim anda bu düşünceler, hızla kabul etmemi sağladı. Yalnız kimseyle paylaşmadığım dönemde çok kızgındım. Bütün hesaplaşmalarımı yaptım. Öleceksem bile büyük ölecektim. Ya yaşarsam diyordum, neler yapacaktım neler… En çok üzüldüğüm şey kesintiye uğrayan evliliğimde (ayrı şehirlerde) eşime haksızlık ettiğim düşüncesi oldu. Aslında biliyor musunuz, çocuklar misafir, yol arkadaşı bambaşka bir şey. Çocuklar yokken o vardı, çocuklar gidince de o var. Bu çocuğumu sevmiyorum anlamı taşımıyor elbette ama üzücü olan bunu geç görmem diye düşünüyorum. Bana duygusal tavrımı soruyorsunuz eşim benim için ölmeyi seçerken, ben kendimi şanslı hissettim. Sevildiğimi biliyordum ama aşkın ne demek olduğunu onun gözyaşlarında değil, emek emek bir bebeğe bakar gibi bakışında, sonraki zamanlarda kariyerini bırakıp benim hastalığımı iliklerine kadar hissedişinde gördüm. Ameliyat kararını ben verdim. Erkek egemen toplumda fırsatını bulmuşken ikinci bir cinsiyeti deneyimlemek istedim. Cesurumdur hani ya… Belki üstsüz de güneşlenme fırsatı. Evet ” Be leteral Radikal Mastektomi” Bu ne demekti, göğüs duvarının dümdüz olması… Doktorum emin misin? dediğinde “evet” derken eşime de güvendiğim içindi. Doktorum, “eşinizle evde konuşun sonra karar verin” diyordu. “Beğenmeyen boşar beni” derken onun beni koşulsuz sevdiğine inancım çoktu. Bu benim şansım işte.

 

Ceren Saygı: Dansınız nasıl devam etti? Nüks ya da metastas süreci oldu mu?

 

Eser Bakım: Evet ameliyat bitti. Halen eşim oğlum ve komşularımın dışında hiç kimse bir buçuk yıl ne olduğunu anlayamadı. Her telefona uygun yalanlar üretiyorduk. Hastanede yatıyorum, yurt dışında olduğumuzu söylüyorum. Oğlumun sınavları var, dersi var… Mazeret üretmek çok kolay olmasa da üretilebiliyormuş. Cerrahım süperdi. Ona çok güvendim. Ameliyata çok keyifle girdim. Bu arada kuaföre gittim. Öbür tarafta güzel gideceğim ya… Tabii ki geride kalanların telaşını azaltmaktı amacım. Makyajımı falan içeride sildiler. Bunları yaparken çok cesurdum. Korkusuzdum. Sadece oğlumun travma yaşamasını istemediğim için yoğun programa boğmuştuk. O, olan biteni anlayamıyordu, ne eşim ne de ben eski halimizi onun yanında kaybetmemiştik. Ameliyattan çıktıktan sonra bile, deli önlüğüyle hiç görmedi kimse beni. Oğlum gelmeden ben makyajımı yaptırıyordum. Onun kaybetme korkusu yaşaması, benim en büyük korkumdu. Ben annemi 16 yaşımda kaybettiğimde önce anlamadım, sonra içinin yanması denen duygunu gerçek olduğunu hissettim ya… Yüreği acıyor insanın, yokluğu duyuyor insan. Ama artık bir engelliydim Hizbullah işkencesi gibiydi… Kollarım dâhil her yanım sargılar içindeydi. Sabah akşam doktorum geliyor pansumanımı yapıyor koltuk altı lenf nodları (40 bir taraftan-41 diğer taraftan) çıkmış olduğu için tamponları sıkıştırıyor. Öyle morali yüksek, enerji yükleyen bir insan ki doktor, o gelince umut yeşeriyor. Ameliyat başarılıydı ellerimi bir müddet kullanamamak, banyomu yapamamak, makyajını yapamamak, bakın bu da çok mühim. İnsanı üzüyor. Ama,  insan sınırsız gücünü keşfettiği bir yolculuğa başlıyor.İnan bana, Cervantes gibi, gücümü, güçsüzlüğümden aldım ve alıyorum…Çaresizlik beni hep yaratıcı kıldı. Kendi sınırlarımı görmeme imkân yarattı. Bu gün sadece insan kaldıysam bunu bile bu dansa borçluyum. Kısacası kemoterapi süreci başlayacaktı 1,5 yılım yatar halde geçti. Upuzun saçlarımı kestirtmedi komşularım. Ben de kırmadım. Yastığa tomarla yapışmış gördükçe ağladım. Sonra kazıttık onları… Eşimle çeşit çeşit peruklar aldım. O dönem bu kadar çok saç bulmak mümkün değildi. Ama yine de en son saçlar benim kafamdaydı. Tarz yaratıyordum.. Mutluluk adına…

 

Ceren Saygı: Metastas yıllar sonra oldu değil mi? Bu son dönemde ki mi?

Eser Bakım: Bakın bu süreç herkesin ki gibi geçti. Ben radyo terapiyi reddettiğim için almadım Çünkü annemde yanıklar olmuştu. Bildiğiniz gibi meme ca metastas noktaları;rahim, yumurtalık, kemik akciğer vs. olabiliyor. Ben radikal kararlar alarak memelerden sonra rahimimi Aldırmak istedim ama arkadaşım jinekoloğum bunu reddetti. Düzenli olarak rahim duvar kalınlığı ölçülüyordu. Kalınlaşma artınca smear testleri neticesinde alınması uygun bulundu.Rahim ameliyatı geçirdim. Yumurtalıklar kalmıştı. Hormanal durumu önemsiyorlar ya… Bir buçuk ay içinde bir çay tabağı büyüklüğünde kitleyle karşılaşan doktorum, acilen onu da aldı. Yani ameliyatımdan sonra üç ayrı operasyon daha geçirmek durumunda kaldım. Bu süreci uzattı. Ama her ameliyattan sonra pes demiyor savaşçıya dönüşüyordum. Her geçen gün hafifliyordum, içim bomboş olmuştu. Bu süreci yaşarken 48 kiloya inmiştim. Ama kemoterapi süreci bitip de normal koşullara kavuşunca süratle toparlandım. Beslenme ve spor hayatımın merkezine girdi. Bu arada oğlum üniversiteyi kazandı. İstediği bölümü üstelik. Hayat, her şeye rağmen… İlginç olan, hiç kanser hastası görmek istemiyordum. Çünkü zorlu süreci anımsatıyorlardı. Kemoterapi hemşiremin kulakları çınlasın, beni sık sık sonradan da aramaya devam etti. İnanın onunla konuştuğumda midem bulanıyordu. Damarlarım üşüyordu. Bir gün bunu ona söyledim. Çok zarif bir insan, özür dileyerek, “daha hassas olmalıyım” demişti Oysa benimkisi psişikti.  Hala çok seviyorum onu da. Sekiz yıl, hiç muzurluk yapmadı bu hücreler. Zaten tamoksifeni 5 yıl kullandım. Kemiklerde sorun vardı. Erken menapoz ve kanserin etkisiyle hızlı bir osteoporoz süreci yaşadım. Bu iyi değildi elbette. Ama spor ve beslenme fosamaxla yola devam edildi. Vücut buna cevap da veriyordu. Hayat güzelmiş yahu, dedirten sekiz yıl. Evet,  bir bağırsak kanamasıyla merhaba dedik yeni yıla. Tek tesellimiz her şeyin başında olmamızdı, kistler iki taneydi. İki de polip alındı her yıl kolonoskopi yapılıyor şimdi.

 

Ceren Saygı: Burada hem dansçılarımıza hem de okurlarımıza rutin kontrollerin önemini tekrar hatırlatalım… 38 yaşında başlayan bir hastalıkla, rutin kontroller, sağlıklı beslenme, spor ve huzurlu bir yaşamla gayet güzel bir şekilde dans etmişsiniz… Tabii hem dansınızın kavalyesinin hem de ailenizin-çevrenizin büyük desteği ve sevgi dolu bir çemberde…

 

Eser Bakım: Rutini bırakırsanız, ıskalarsınız hayatı. Düzenli kontrol süreci kısaltıyor. Gecikmek çok şey kaybettirebilir. Ben kemoterapilik olmamayı şans sayıyorum. Bu yıl leğen kemiği ve femur boynunda ileri derecede osteoporoz ve kanserin yaptığı tahribatlardan dolayı, “Zometa” tedavisine başladık. Yine ucundan yırtıyorum diye sevinçliyim. İşte bu dansın adını bilmiyorum. Belki de köşe kapmaca oyunudur bu, açıkta kalmadım henüz.

 

Ceren Saygı: Hayır asla! Hep ayakta dimdik ve gülerek tabii ki… Aksini, size yakıştıramıyorum.

 

Eser Bakım: Hayat, çok komik ya… Gülmemek mümkün değil… Aptal bir oyunda bile heyecanlanıyor insan, oysa kaybetse n’olur kazansa n’olur… Kanseri seviyorum, hayatı damarlarımda hissetme fırsatı verdi, önceliklerimi gözden geçirme şansı… Hedefleri değiştirdim. Şimdi insanların yaşamlarını gülerek değiştirmenin mutluluğunu duyuyorum. Yaşadığının bir belirtisi olması için yaşamlara değeceksin öyle değil mi? Tüketim toplumunun arsızı olmadan, kendini tüketmeden yaşamayı öğretti bana. Sadece insan olmayı yani. Şimdi biliyorum ki, sen telaşla, neye niçin, koştuğunu dahi bilmediğin saçma hedeflere koşarken, günler geceye döner ve yanından akıp gidendir yaşam. Bu yüzden biraz farkına varmalı bir baş parmağın kıymetinin, bir derin nefesin…

 

Ceren Saygı: Ben biliyorum ama bir de “Kanserle Dans” ailesi üyelerine ve okuyucularımıza Kahkaha Terapisi’nden söz eder misiniz? Facebook’ta böyle bir sayfanız da var. Sizinle oradan tanışmıştık.

 

Eser Bakım: Her gün binlerce kez öldürdüğümüz ruhumuzla, gerçek ölüme gidiyoruz. İşte bunu yapmadan, yaşamak için yüreklerde bir gülüş yaratmayı seçtim. Köşelere sıkışmış çaresiz yüreklere yaşama sevinci verirken ben de ruhumu sağaltıyorum.  Haklısınız, yazmak iyileştiriyor da bitmiş hikâyeleri yazmak değil elbette… Geçmişten dersimizi alıp arkana bile bakmadan, ileriyi yaşamak benim seçimim. Hastalığın terminolojisini bile unuttum. Oysa ilk yıllar hatim indirmiştim bu konuda… Çok gerekli bulmuyorum. Doğru doktor-tam bilgi… Eksik yalan yanlış bilgi bile ruhsal dengeleri bozmaya yetiyor. Herkesin hücresi kendine özel, deyip gülerek bu günü şu anı kucaklamak. sizi kucaklamak çok hoş mesela. Dedim ya kıyıdakilere dokunmak, aslında toplumun duyarsız kaldığı insanlara dokunmak için bir şeyler yapıyorum. Profesyonel işlerimin yanında bunlar gönül borcum. Kanser hastası çocuklar, engelliler, yaşlılar. Onlara beyinlerinin işleyişini, doğru nefesin ve hayata gülerek bakmanın yaşam sürelerini nasıl uzatacağını ve hormonal değişimle nasıl mutlu olacaklarının kapısını aralıyorum. Hormonlar ve duygu yönetimi, “Motvasyon ve Stres Yönetimi” seminerleri veriyorum. Bu kahkaha terapisi ile son buluyor. Dünyada 70’den fazla ülkede binlerce kulüple uygulanan bir yöntem, Benim sağlık sorunlarımı aşmamda üç öğe var; beslenme, plates, nefes çalışmaları ve tabiiki kahkaha terapisi. İster inanın ister inanmayın, yaşam felsefem kökten değişti. Artık salgılarımı aktive ederek, düşüncelerimin, sağlığımın ve en önemlisi duygularımın efendisi oldum. Bu içselleşti bende… İçsel barıştan evrensel barışa doğru çıktığım bu yolculuğa Kanserle Dans Derneği üyelerini hatta herkesi davet ediyorum. Zihin fısıldar beden duyar, bu yüzden önce zihninize “sus” deyin ki bedeniniz özgür kalsın, ruhunuz özgür kalsın… Bunu başarmak isteyen herkes bana ulaşabilir. Ama ben derneğimiz üyeleri için gönüllü olarak bu semineri vermekten de mutluluk duyarım. Sonsöz: “Ben varsam hayat var!” sanıyorum Sheakespare demişti yanılmıyorsam. Çok doğru değil mi? Siz varsanız hayat var, Kahkaha en iyi ilaçtır. Sağlıkla, kahkaha’da kalın, çünkü hayat herşeye rağmen.

 

Ceren Saygı: Çok teşekkür ederiz. Sizinle her sohbetimizde, ben yenilendiğimi, keşfettiğimi, öğrendiğimi hissederim…Çok kıymetlidir benim için sizinle geçirdiğim zaman. Bu röportaj da bizim için aynı zamanda bir kişisel gelişim eğitimi tadında oldu. Son olarak söylemek eklemek istediğiniz bir şey var mı “Kanserle Dans” ailemize?

 

Eser Bakım: Sevgili Ceren Hanım, sizin duyarlı tavrınıza sonsuz bir saygı duyuyorum. Ben de yaptıklarınızı takip ediyorum. Yaşam sevinciniz hiç bitmesin. Röportajlarınız da iyi gidiyor, güzel bir bakış, umut yaratıyor. Bu umut kısmı, çok mühimdir. Çünkü, okur -yazar bir apartman görevlisinin masallarını, bir annenin çocuğunu uyutmak ve sakinleştirmek için her gece okuduğu masallar kadar sıcak, kuşatıcı ve inandırıcı bulmak istediğim günleri anımsatıyor bana. Aklın inanmasa da gönlün inanmaktan yana. Bu yüzden doğru bir iş yapıyorsunuz.

 

Ceren Saygı: Çok teşekkür ederim. Benim için umut oldu…Işık oldu söyledikleriniz. Gücüme güç kattı.

 

Eser Bakım: Sonsöz: “Ben varsam hayat var!” sanıyorum Sheakespare demişti yanılmıyorsam. Çok doğru değil mi? Siz varsanız hayat var, Kahkaha en iyi ilaçtır. Sağlıkla, KAHKAHA’da kalın, çünkü hayat her şeye rağmen.

Eser Bakım.

Daha fazla kişiye ulaşabilmek için ....Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someoneShare on Google+

Comments are closed.