ONKOLOG VİNCENT DEViTA KANSER ALANINDA TEDAVİLERDEKİ İLERLEMEYİ VE DEVAM EDEN MÜCADELEYİ ANLATIYOR / TERCÜME SÜMEYYE AKKAYA

0

Uzun yıllardır devam eden kariyeri esnasında Onkolog Vincent DeVita hodgkin lenfomanın birçok vakasını iyileştiren kombine kemoterapi dozajlarının geliştirilmesine yardımcı oldu. Yeni kitabının adı Kanserin Ölümü.

 

TERRY GROSS SUNAR:

FRESH AİR programındasınız. Ben Terry Gross. Konuğum, onkoloji alanında öncülerden ve “Kanserin Ölümü” isimli yeni kitabın yazarı Dr. Vincent DeVita. Kariyerine 1963 yılında çoğunlukla çocukluk çağı lösemisinin tedavisine yardımcı olan kombine kemoterapiyi geliştiren takımın bir parçası olarak başladı. Daha sonra çoğunlukla ileri derecede hasta olan insanları iyileştiren, hodgkin hastalığını tedavi eden kombine kemoterapiyi geliştirdi. Milli Kanser Kurumu müdürü ve Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nin başhekimi olarak devam etti. Şu anda Yale Tıp Okulu’nda tıp profesörüdür. Dr. DeVita’ya 2009 yılında kanser teşhisi konuldu. Fakat şu anda kansersiz gibi görünüyor. Tedavisi olmayan bir hastalığı olan birinin aile yakını olmak ne demek ilk elden tecrübe etti. Oğlu Ted, immün sisteminin çalışmamasına neden olan ve kendisini bütün mikroplara karşı savunmaz bırakan bir kemik iliği bozukluğu hastasıydı. Ted 17 yaşında vefat edene kadar 8 yıl boyunca Milli Kanser Kurumu’nda, hastaları mikropların etkileşimine karşı korumak için dizayn edilmiş hastane odasında özel bir baloncuğun içinde yaşadı. Dr. Devita FRESH AİR programına hoşgeldiniz. Sizin buluşlarınız kanser araştırmaları açısından kombine kemoterapi üzerine oldu. Özellikle araştırmalarınız üzerine konuşmadan önce, kombine kemoterapi arkasındaki temel nedir?

VINCENT DEVITA: Kanser hücreleri çok kurnaz canavarlardır. Bizler de onları yok etmek için öğrendik ki, kemoterapötiklere karşı dirençlerini kırmak için onlara birçok farklı noktadan farklı zamanlarda vurmalısınız. Dolayısıyla esas nokta, farklı mekanizma hareketleri olan ilaçlar kullanmak ve bunları üst üste binen toksiklikten kaçınarak tam doz verebilmektir. Hodgkin hastalığı ve çocukluk çağı lösemisi hastalarıyla yaptığımız çalışmaların zemini budur.

GROSS: İlk kombine kemoterapiyi uygulayan ekibin bir parçasıydınız. Ve bu da çocukluk çağı lösemisi olan çocuklar üzerindeydi. O zaman bu konu çok tartışmaya yol açtı. Bu kadar tarşılan neydi?

DEVITA: Tıpta genel kural ilaçları kombine (birleşim) halinde kullanmazsın nokta, olarak düşünüldü. Ve antibiyotiklerin kombine edilmesinin çok cazip olduğu bulaşıcı hastalıklar alanında bir çeşit doğum gibiydi. Bu alandaki doktorların çok dikkatsiz olduğu varsayılırdı. Ve bu alandaki diğer bölümlere taşmış gibi oldu. Ve kanser alanında ilaçlar çok daha fazla toksik eğiliminde oluduğu için kuşkuyla bakıldı. Çünkü artık sadece bir tane toksik ilaç değil aynı anda iki toksik ilaç veriyorsunuz. Bu nedenle tıbbın temel prensiplerinin ihlal edildiği gözüyle değerlendirildi.

GROSS: Kombine kemoterapiyi test etmek için çocukluk çağı lösemisi neden kanserin uygun bir formu olarak düşünüldü?

DEVITA: Lösemi eğer ne yaptığınızı biliyorsanız, ki bilmeniz gerekli, iyi bir model. Bugün yaşadığımız sorunlardan bir tanesi, insanları tedavi ederken tedavinin etkilerinin ne olduğunu temelde an be an bilememenizdir. Ve çocukluk çağı lösemisi ile, ya da kan etarfında malign hücre akışı bulunan herhangi bir lösemi ile, bunu bilebilir, kan IV örneği testi yapabilirsiniz. Böylece lösemik hücreleri ölçebilirsiniz. Daha sonra tedaviyi yapar ve hücreleri yeniden ölçersiniz ve yok olduklarını görürsünüz. Böylece doğru yönde bir adım attığınızı bilirsiniz. Ve lösemikler de adım adım ileriye gidiyoruz. Bunu kemik iliğinde neler olduğunu görmek için kemik iliğine yapıyorsunuz. Bu nedenle üzerinde çalışılması kolay olan modellerden bir tanesidir.

GROSS: Çünkü onu test edebiliyorsunuz…

DEVITA: Evet ne yaptığınızı biliyorsunuz.

GROSS: Bu deneye öncülük eden doktorlar deli olarak algılandı. Sizin de çalışmalar yaptığınız servisleri kasap olarak değerlendirildi. Neden?

DEVITA: (Kahkaha) Bilmiyorum. Sadece o zamanın getirdiği bir tavırdı. Bu insanlar, hepimiz genç yetişkinlerle ilgilenen insanlardık. Hatta hodgkin hastalığı olan çocuklar 20’lerinde ya da 30’larındaydı. Ve o günlerde çok fazla plaket kan nakillerimiz yoktu. Henüz onları geliştiriyorduk. Bu nedenle hastalarda kanamalar oldu. Hastalar enfeksiyon kaptı. Bu nedenle çok tanınmış bir kişi büyük bir çevrede insanların gözü önünde buna et pazarı dedi. Bu çevreye yeni gelmiş ve neler olduğunu görmüş biri için oldukça şaşırtıcıydı. Bu çeşit bir çalışmada neler olduğuna dair çok fazla yakıcı duygu vardı. Bu nedenle değişti, ne yaptığınızı değiştirdi.

GROSS: Nasıl oldu da üzülmediniz? Nasıl oldu da buna inanmadınız? Kanser alanında sizden daha uzun zamandır çalışan doktorlar bunun hastalara karşı kötü bir mualeme olduğunu savunurken niçin bu araştırmaya devam etmeye bu kadar istekliydiniz?

DEVITA: İlginç bir soru. Biliyorsunuz aslında 3 ay kadar ben de aynı şekilde çok çılgın bir alana giriş yaptığımızı düşündüm. Daha sonra bazı şeylerin olduğunu görmeye başladım. Tıp fakültesinden geliyorsun ve kemoterapi ile kanser hastalarına asla iyi bir şey olduğunu görmedin. Ve birdenbire kemoterapiyi lökemiklere ya da lösemi hastalarına veriyorsun ve hastalıkları iyileşiyor. Neler olduğuna dair bir şey vardı. Ve bana çok heyecanlı göründü. Birkaç ay sonra tarafımı değiştirdim. Ve biliyosunuz ki daha sonra oradaki yardımcılardan biri oldum.

GROSS: Kombine kemoterapinin çocukluk çağı lösemisi üzerindeki büyük başarısından sonra, kanserin bir başka formunda denemek ve kombine kemoterapiyi hodgkin lenfoma üzerinde test etmek istediniz. Ve kesin olarak etkili bir tedavi olup olmayacağını bilmiyordunuz. Onlara gerçekten çok acılar çektirdiniz, biliyorsunuz, şiddetli kusmalar, ağız yaraları. Bunlar çok ağır toksik kimyasallar ve bence bugün kullanılanlardan daha ağırlar. Bunu söylebilir miyiz?

DEVITA: Hayır, hayır gerçekten öyle değillerdi. Bugün mide bulantısı ve kusmayı önleyen ilaçlarımız var. Ve hastaları yatıştıran çok daha fazla ilacımız var. İşte  bu nedenle bugün biraz daha kolay. Fakat o zamanlarda bu ilaçlar yoktu.

GROSS: Doğru.

DEVITA: Ben odaya girdiğimde kusan hastalarım vardı. Biliyorsunuz, benimle bağlantıları onlara kemoterapi vermemdi. Ve ben odaya girdiğim anda kusarlardı. Pavlovun köpeği (psikolojik deney) gibiydi. Oldukça ilginçti. Ve daha sonra, kitapta da belirttiğimiz gibi, hastaları kaldıkları otele götüren bir minibüsümüz vardı. Ve birçoğu çok hasta oldukları için minibüse binemiyordu. Ve NIH’in arazisini çaprazlama yürürlerdi. Ve yola Kemo Yolu adını verdiler. O kadar sık gidip geldiler ki küçük kirli bir patika oluşturdular. NIH patikaya yeniden çim ekmeyi denedi fakat sonunda vazgeçtiler ve taş döşediler. Kemo Yolu bugün hala taş döşeli şekilde ordadır. Bu çeşit sorunlarımız, yan etkilerimiz vardı. Ama o günlerdeydi.

GROSS: İnsanların kustuğu zamanlar sizin için nasıldı? Ağız yaraları vardı. Tedaviden dolayı olukça hastalanıyorlardı. Siz de tedavinin sonunda olanların iyileşeceğini umut ediyorsunuz. Ama kesin olarak bilmiyorsunuz. Ve bu arada onlara inanılmaz acılar yaşatıyorsunuz. Bu durumu nasıl karşıladınız?

DEVITA: Evet. Doğrusu hatırlarsanız, görüyorduk ki, bu insanlar ağır hastalar haline geliyorlardı. Yüksek ateşe tutuluyorlardı. Her yerlerinde büyük lenf nodülleri oluşuyordu. Çok kilo kaybettiler. Ve biz onları tedavi etmeye başladık. Ve ancak onlar daha fazla hasta olurken tümörler kaybolacaktı. Ateşleri düşecekti. İştahları yerine gelecekti. Bu nedenle sadece olumlu şeyleri görüyorduk. Ve onlar da sadece olumsuz yan etkileri yaşıyorlardı. Onlar ve biz fark ettik ki meydana gelen değişikler olumsuzluklara yol açan yan etkilerden çok daha iyiydi. Bu nedenle çok heveslendiler ve yan etkileri ortadan kaldırma istekleri arttı. Ve tabi bizim de.

 

GROSS: Kemoterapide çığır açan araştırmanızdan sonra kanser tedavisinde sizin gördüğünüz en harika buluşlardan biri nedir?

DEVITA: İlerlemiş kanserli hastalara uygulanan beni etkileyen iki tane var. Çalışmalardan biri Dr. Brian Druker tarafından kronik miyelositik lösemi alanında, CNL adı verilen moleküler lezyonlara saldıran hedefe yönelik terapi kullanılması ile yapıldı. Ve gerçekten de ilaç firmaları hastalar eski ilaçlara direnç kazandıkça yeni sürümlerini ürettikleri sürece, bu hastalığı hastaların mükemmel normal bir hayat yaşadıkları kronik bir hastalığa dönüştürdü. Bu daha önce dünya çapında löseminin ölümcül bir formuydu. Hastaları öldürmesi uzun zaman alıyordu. Bu nedenle kronik miyelositik lösemi olarak adlandırıldı. Fakat gerçekten çok kötü bir hastalık. Aslında bu ilaçları nasıl geliştirdiğimizi değiştirdiğimiz temeliydi. Önceden ilginç görünen kimyasal bir yapı oluştururur bunu tümör sisteminde denerdik ve eğer anti-tümör etkileri varsa nasıl çalıştığını çözerdik. Şimdi ise tümördeki moleküler hedefleri tanımlıyoruz. Daha sonra ise bu hedefe saldıracak ilacı geliştiriyoruz. Diğeri ise immün sistemindeki engelleri kaldırarak kansere doğal yoldan saldırmasını sağlayan yeni bir çalışma. Ve şu anda biz konuşurken var olan tüm kanser çeşitlerinde fiilen test ediliyor. Ve şu ana kadar test edilmiş bütün kanser çeşitleri buna cevap veriyor. Normalde cevap vermeyen akciğer kanseri gibi bazı hastalıklarda da sonuçlar çok iyi. Biliyorsunuz, akciğer kanseri tedavi etmesi çok zor olan bir tümördü. Bu yüzden çok heyecan verici bir zaman.

GROSS: Bu demektir ki immünoterapi başarılı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Kanserin farklı formları için sonuçlar ne olur?

DEVITA: Bence birçok kanser çeşidi için başlıca dayanak noktası olacak. Muhtemelen diğer çeşit tedaviler ile ya da kendi içinde kombine edilerek kullanılması gerekecek. Örneğin son zamanlarda yapılmış ve Amerikan Gıda Ve İlaç Dairesi tarafından onaylanmş bir çalışmaya göre bu blokajı kaldıran ilaçlardan iki tanesini eş zamanlı olarak kullandığınızda farklı hedeflere saldırıyorlar. Ve sonuçlar oldukça tatminkar. Bu yüzden immünterapinin kombine edilmesi bir gereklilik olacak gibi gözüküyor. Ve bence aynı zamanda kombine immünoterapi alırken kombine kemoterapi de alacaksınız. Bu nedenle çok ilginç olacak çünkü insanlar bütün bu ilaçları aynı anda almak ve birlikte nasıl kullanıldıklarını öğrenmek zorundalar.

 

GROSS: Geleneksel kemoterapinin yan etkilerine kıyasla hedefe yönelik kemoterapi ve immünoterapinin yan etkileri nasıldır?

DEVITA: Doğrusu, bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur. Bütün ilaçların yan etikleri vardır. Hatta, biliyorsunuz, çok sıradan bir ilaç olan aspirinin bile bir çok yan etkisi vardır. İmmünoterapinin değişik yan etkileri var. Blokajı kaldıran tedavilerin en tehlikeli yanı immün sisteminin blokajını kaldırıyor olmak. Ve böylece kendi kendine saldırabilir. Hastalar çok ağır astım olabilir ya da ciddi GI (sindirim sistemi ile ilgili) sorunları yaşayabilir.

GROSS: Otoimmun hastalıklar.

 

DEVITA: Otoimmun hastalıklar. Ve kesinlikle bunlar oluyor. Ve bu birlikte yaşamayı öğrenmemiz gereken birşey. Biliyorsunuz bazı yan etkileri tedavi edebiliriz. Eğer tümörünü ortadan kaldırdığınız bir hastanız varsa, immünoterapinin arttırdığı yan etkilerle yaşamayı birlikte öğreneceksiniz.

GROSS: Eğer bize yeni katılanlarınız varsa konuğum Dr. Vincent DeVita. “Kanserin Ölümü” adlı kitabın yazarı. Kısa bir ara verelim. Daha sonra geri geleceğiz, Dr. DeVita’ya 2009 yılında kanser teşhisi konulmasının nasıl birşey olduğunu konuşacağız. Geri geleceğiz. FRESH AİR’desiniz.

(MÜZİK)

 

GROSS: FRESH AİR’desiniz. Eğer bize yeni katılanlarınız varsa konuğum Dr. Vincent DeVita. “Kanserin Ölümü” adlı kitabın yazarı. Kendisi çoğunlukla hodgkin lenfoma hastalığını tedavi eden kombine kemoterapiyi geliştirdi. Milli Kanser Kurumu müdürü ve Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nin başhekimi oldu. Şu anda Yale Tıp Okulu’nda tıp profesörüdür.

Dr. DeVita 2009 yılında size prostat kanseri teşhisi konuldu. Ve aslında problemli, tedavi etmesi zor bir vakaydı. Fakat neden olduğuna gelmeden önce, kitabınızda açıkladığınız gibi siz genelde doktora gitmeyen doktorlardansınız. Bunun birçok doktor için geçerli olduğunu biliyorum. Hastalaranıza verdiğiniz doktora gidin, check-up yaptırın tavsiyesine uymamanızın sebebi neydi?

DEVITA: Evet aslında bu dediğimi yap ama yaptığımı yapma katerorisine giriyor. Biliyorsunuz, ben aslında açıkça doktora gitmekten korkuyordum. Ne bulabileceklerini düşünmek istemedim. Bu vakada benim genişlemiş bir prostatım vardı. Genişlemiş prostatın bütün semptomlarını taşıyordum. Ve prostat kanserini teşhis edebilme ihtimali beni rahatsız etti. Ben de konuyu tamamen görmezden geldim.

GROSS: Sonunda sizi doktora götüren ne oldu?

DEVITA: Aslında başka bir sorunum daha vardı. Dizimde bir problem vardı. Koştum ve dizimdeki bağlardan birini burktum ve yırtıldı. Sonra ameliyat sonrası dönemdeki idrar yolu problemim konuyu daha da zorladı. Kendimi birden hastanede buldum ve genişlemiş prostatım hakkında birşey yapmak çok aşikar hale geldi. Genişlemiş prostat prosedürlerinin gerçekleştiği süreçte prostat kanseri teşhisi konuldu. Her zaman korkuğum şeyle karşı karşıya gelmiştim.

GROSS: Kanserinizi tedavi etmek neden çok zor oldu?

DEVITA: Çok büyümüştü. Prostatın kendisi alışılmaşın dışında çok büyüktü. Sadece büyük değildi; anormal derecede çok büyüktü. Bu nedenle çok zor ameliyat oldu ve ışın tedavisini uygulamak ise çok daha zor oldu. Ve daha sonra ben Memorial Sloan Kettering’de onların yepyeni geliştirilmiş bir MRI makineleri vardı. Beni zor bir kategeriye sokan, özellikle zor bir ameliyatla karşı karşıya iseniz muhtemelen ameliyat etmek istemeyeceğiniz, prostat dışında başka hastalıklarımın da olabileceğine dair bir iddalar vardı. Beni kimin ameliyat edeceğine ve de kimin ameliyat etmek isteyeceğine dair kararlar vermemiz gerekiyordu. Kaynakları gözden geçirdim fakat iyi bir iş çıkarmadım çünkü ne bulacağımdan oldukça emindim. Bunu başka insanlar için her zaman yapıyorken kendim için için yaptığım da zor zamanlar geçirdim. Bu yüzden meslektaşım Steve Rosenberg’den bana yardım etmesini istedim. Ve o da benim vakamı aldı ve ismimi kararttı ki insanlar kimin hakkında konuştuklarını, kimi ameliyat edeceklerini, ne yapılması gerektiğini bilmesinler. Hatta ülkenin en önde gelen prostat kanseri cerrahlarından bazıları Steve’e beni ameliyat edemeyeceklerini söylediler.

GROSS: Kendi tedaviniz için izlenen yolun yönetilmesinde ne kadar aktiftiniz? Neler olduğu hakkında ne kadarını bilmek istiyordunuz ve olası sonuçlar nelerdi?

DEVITA: Beni tedavi edecek doktorlarla görüştüğümde genelde onlara söylediklerimi aldırmazlıktan gelmelerini söylüyorum.

GROSS: (Kahkaha)

DEVITA: Çünkü biliyorsunuz kendi kendisini tedavi eden doktorun, doktorunu kandıran bir hastası vardır eski atasözü çok doğrudur. Ben de diyorum ki; dinle bana ne istersen söyle ve benim söylediklerimi dikkate alma. Şimdi bu kuralı çiğniyorum ve bazıları ne söylediğime dikkat ediyor. Ne söylediğime aldırmayan müthiş bir özel doktorum var. Yani bana sadece ne yapmam gerektiğini söylüyor. Ve eğer ben ne düşünmesi gerektiğini söylüyorsam bana salak olduğumu söylüyor. Gerçekten eğlenceli çünkü ona bu yönden güveniyorum. Bu yüzden zor. Benim için zor. Yani, biliyorsunuz, gözümün önünde canlandırabilirim. Örneğin prostat kanserinde, teşhis konulduğu zaman ölmeden önce neler yaşacağıma ve neler olacağına dair bütün süreci gözümde canlandırdım. Sürekli kendi vakanı düşünüyorsun ya da aşırı düşünüyorsun. Olumlu yönlerini değil de olumsuz yönlerini görmeye eğilimlisin.

GROSS: Daha sonra ameliyat oldunuz ve etkili oldu, değil mi?

DEVITA: Evet, etkili oldu.

GROSS: Güzel. Yani diyorsunuz ki size göre tahmin ettiğnizden daha fazla endişelenmekle meşguldünüz ve onkolog olmasaydınız başka türlü olurdu?

DEVITA: Evet. Bence kanser teşhisi konulduğu zaman kesinlikle korkuyor ve endişeleniyorsunuz. Fakat eğer onkolog değilseniz bütün hastalık sürecini otomatik olarak düşünmüyorsunuz. Yani herhangi bir tıbbi geçmişi olmayan hastalar hayatları için korkarken ve doktorlardan onlara ne yapmaları gerektiğini söylemelerini isterken ben yarım düzine farklı şekilde kendi ölmümü düşünmüştüm bile. Yani evet bence doktor olmak üstüne yük gibi oluyor, problem burda. Ve doktor olmak bir yük olurken kendi alanında bir hastalığa yakalanmak çifte problem oluyor.

GROSS: Eğer sormamda bir sakınca yoksa kanserinizle ilgili en kötü senaryo hakkında ne zaman endişelenmeye başladınız? Kafanızda canlandırdığınız en kötü şey neydi?

DEVITA: Prostat kanserinin çok ağrılı bir kanser olabileceğini biliyor musunuz? Kemiklere sıçrıyor ve prostat kanseri olan birçok hastanın ağrılarını kontrol etmek çok zor olduğu için çok zor zamanlar geçiyorlar. Hareket kabiliyetleri düşüyor. Yani, biliyorsunuz, kendimi bu doğrultuda ilerlerken görebiliyordum. Yani çoklu kırıklar ve hareketsiz hale gelmek ve hayatta olmak ama bunun için çok fazla bir şey yapamamak. Muhtemelen en kötü senaryo buydu.

GROSS: Konuğum Dr. Vincent DeVita. Milli Kanser Kurumu’nun eski müdürü ve “Kanserin Ölümü” adlı kitabın yazarı. Kısa bir aradan sonra immün sistemenin çalışmamasına neden bir hastalığı olan oğlu hakkında konuşacağız. Kendisi ölümüne kadar korunaklı baloncuk-odada sekiz yıl yaşadı. Ben Terry Gross ve FRESH AİR’ desiniz.

(MÜZİK)

GROSS: FRESH AİR’ desiniz ve ben Terry Gross. Dr. Vincent DeVita alanında öncü bir onkolog ve “Kanserin Ölümü” adlı yeni kitabın yazarı. Çoğu çocukluk çağı lösemisini tedavi eden komdine kemoterapi tedavisini bulan takımın bir parçasıydı. Daha sonra ileri derece hasta olan hodgkin hastası insanları tedavi eden kombine kemoterapiyi geliştirdi. Sonrasında Milli Kanser Kurumu müdürü ve Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi başhekimi ve doktoru oldu. Şu anda Yale Tıp Okulunda profesör.

Bıraktığımız zaman kanser olduğu zamandaki tecrübelerini hakkında konuşuyorduk.

İzninizle başka bir acı konuyu rahmetli oğlunuz Ted’i konuşmak istiyorum. Ona bir bağışıklık sistemi olmadan ve saldırgan mikroorganizmalara karşı savunmasız bırakan hastalığı teşhisi konuldu. Hatta teşhisi siz koydunuz. Tam olarak neyi vardı ve bu teşhisle nasıl başa çıktınız?

DEVITA: Aplastik anemi (aşırı kansızlık) hastasıydı. Bu kemik iliğinin çalışmayı bırakmasıdır. Kemik iliği oksijeni taşıyan alyuvarları üretir. Ayrıca sizi kanamadan koruyan plateletleri ve mikrop kapmaktan koruyan akyuvarları üretir. Ne alyuvarı, ne akyuvarı ne de plateletleri vardı.

Birgün kahvaltı için geldiğinde bacaklarının her yerinde ve kollarında büyük morarmalar gördüm ve biliyorsunuz, birşeylerin yanlış olduğunu biliyordum. Ya lösemi olacaktı ya da muhtemelen aplastik anemi. Onu kemik iliği yapılan hastaneye götürmek zorundaydım. Ve aplastik anemi olduğu anlaşıldı. Teşhisi koyan doktor çok kötü olduğunu söyledi. Herhangi bir organizmanın içeri girmesini ve mikroplar ile kirlenmesini engelleyen pozitif basınç ile steril hale getirilen steril havalı odanın  dışında hayatta kalabileceğini düşünmediğini söyledi. Doktoru onu odaya koydu, yani biliyorsunuz, kemik iliğinin iyileşip iyileşmeyeceğini  görmek için biz onu bir süreliğine odaya koyduk. Bir süre sekiz yıla dönüştü. Yani sekiz yıl boyunca bir klinik merkezinde steril havalı odadaydı.

GROSS: Sonunda…

DEVITA: …Ve sonunda öldü.

GROSS: Demek ki siz Milli Kanser Kurumu yönettiğiniz sırada Milli Kanser Kurumu’nda korunaklı bir odada sekiz yıl boyunca yaşadı.

DEVITA: Bu olduğunda ben tıp bölümünün baş hekimiydim. O hala hastaneydeyken şu anda onun da dahil olduğu branşı da kapsayan kanser tedavisi bölümünün müdürü oldum. Yani oğlumun da bulunduğu branşın süpervizör sorumlusu olmuştum. Daha sonra bana Kanser Kurumu’nun müdürü olma teklifi edildiğinde oğluma gittim ve dedim ki; kabul etme konusunda isteksizim çünkü bizim, hepimizin başa çıktığımız yeterince sorunumuz var. O da bana, kabul etmek istediğini biliyorsun kabul et, dedi. Böylece müdür oldum ve müdür olduktan kısa bir süre sonra oğlum öldü. Yani evet onun odada kaldığı sürenin bir kısmında ben de orada müdürdüm.

GROSS: Çocuklar ve gençlerin de dahil olduğu kanser hastalarını tedavi etmenin nasıl bir şey olduğunu ve sonrasında aynı bölümde bağışıklık sistemi olmadan acı çeken oğlunuzun olmasını tahmin bile edemiyorum.

DEVITA: Çok kötüydü. Ve biliyorsunuz, eşim bunun darbesini yemişti. O, biliyorsunuz, gelir ve zaman harcardı, kızım da aynı şekilde. Kızım Elizabeth, hastaneye gelirler ve akşam steril havalı odanın dışında zaman geçirirlerdi. Burası bizim oturma odamız olmuştu ve bir yandan araştırıp bulabildiğimiz yeni şeyleri denerken onun hayatını da mümkün olduğunca normal tutmaya çalışıyorduk. İşimde saklanabiliyordum ve bu beni aklıbaşında tutan tek şeydi fakat çok çok zor zamanlardı.

GROSS: Umudunuz oğlunuzun, tedavi bulunacak ve onu iyileştirecek kadar uzun yaşamasıydı fakat bu o hala hayattayken gerçekleşmedi. Peki bugün işe yarayabilecek bir tedavi var mı?

DEVITA:  Evet bugün birkaç tedavi yöntemi var. Yüzde yüz etkili değiller fakat aplastik anemi hastalarının çoğunluğu gayet iyi durumdalar ve iyileşiyorlar. Aslında, biliyorsunuz,bunların ona yetişebilmesi için bir on yıl daha geçmesi gerekiyordu. Steril havalı odada bir on yıl daha yaşamayı kaldıramazdı.

GROSS: Sekiz yıl boyunca kalmaya nasıl katlandı?

DEVITA: Bilmiyorum. Sık sık bunu düşünürüm çünkü biliyorsunuz, steril havalı odanın kapısı yoktur. İstediği zaman dışarı çıkamazdı. Aslında birkaç defa onu dışarıya çıkardık. NASA ile birlikte çalıştık ve astronotlar için geliştirdikleri uzay kıyafetlerinden birini alarak pozitif basınçlı kıyafete dönüştürdük. Böylece dışarı çıkabildi. Onu bu şekilde birkaç konsere götürdük. Alçakgönüllü bir şekilde etkliydi aslında ve büyük bir gösteri haline geldi ve biraz utanç vericiydi fakat yine de onu dışarı çıkardık. Ne olursa olsun pratik yapmadan Shakespeare’i ezberden okuyabilirdi. Çok okudu ve birçok birçok insan ona yardımcı oldu. Radyoda bir adam vardı ve geceleri radyoda onunla konuşurdu. Gitar alıp gelen ve ona nasıl gitar çalacağını öğreten başka bir adam vardı. Biliyorsunuz, biz onun hayatını mümkün olduğunca normal tutmaya çalıştık.

GROSS: Yani insanların odaya girmesi mümkün müydü?

DEVITA: Tabi içeri girebilirsin, çünkü oda içinde odaydı. Steril havalı oda asıl odanın yarısını kaplar ve steril havalı odanın ön bölümünde sandaliyeler vardır ve orada bekleyebilirsiniz. Ona dokunamazsınız. Ona dokunabilirsiniz fakat ona dokunmak için ellerinizi plastik perdedeki eldivenlerin içine koymanız gerekir. Özellikle ona dokunamıyorduk. Fakat kapıya kadar gelebiliyor ve bir adım önünde durabiliyorduk. Hatta birkaç defa hemşireleri dehşete düşürmek için köpeği gizlice içeri soktum.

GROSS: Düşünüyorum da bütün hayatınız kanserdi. Milli Kanser Kurumu’nda çalışıyorsunuz, kanser hastalarını tedavi ediyorsunuz, yeni tedavi yöntemlerini araştırıyorsunuz ve aynı anda oğlunuz kanser ve Milli Kanser Kurumu’nda yaşıyor. Ve eminim ki aileniz oğlunuzun yanında olmak istedikleri çok fazla uzaklaşmadılar. Dünyaya baktığınızda sadece kanser gördüğünüz bir dönem oldu mu?

DEVITA: Evet çok zor bir sekiz yıldı. Fakat başka çaremiz yoktu, gerçekten başka hiç birşey yoktu. Bir defasında steril havalı odada kapana kısılmış gibi hissetmişti ve biz onu dışarı çıkaramadık. Onunla ilgilenen doktorlar dedi ki; eğer onu dışarı çıkarırsak birkaç hafta içinde ölür. Seyahat etmedim. Biliyorsunuz, Kanser Kurumu müdürünün Avrupa’ya Çin’e gitmek gibi birçok sorumlulukları vardır. Ve ben o orada olduğu sürece ülke dışında hiç biryere seyahat etmedim çünkü birşey olacağından korktum. Çünkü Mary Kay gece gündüz onun yanındaydı, çok güçlü bir kadın.

GROSS: Eşiniz değil mi?

DEVITA: Evet. Ve Elizabeth, kızım. Bütün bunlar olduğunda beş yaşındaydı ve bütün çocukluğu steril havalı odanın dışındaki oturma odasında geçti. Ve bunun hakkında bir kitap yazdı. Kardeş kaybetme ile ilgili “Boş Oda” adında bir kitap yazdı. Kardeş kaybı alanındaki kitaplara çok güzel bir katkı.

GROSS: Ve kitabınızın eş yazarı değil mi?

DEVITA: Kitabın eş yazarı ve onu hayata geçiren kişi. Olağanüstü bir yazardır.

GROSS: Kitabınızın adı “Kanserin Ölümü”. Gerçekten de yakın bir gelecekte kanserin sonunun geldiğini görecek miyiz?

DEVITA: Bence bütün kanser türleri kaybolduğunda geçerli olacağını söyleyen kanserin sonuyla ilgili yapılan tahminlerin kritiklerini bilmek çok önemli. Bunun hiçbir zaman gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Bizler çok karmaşık bir organizmayız ve birçok hatalar yapıldı ve bence her zaman kanser var olacak. Ölüm oranları çoktandır düşüşte. Hatta kanserden kurtulma oranları olağanüstü bir şekilde yüksek. Bu demektir ki kanserle savaşın bir sonucu olarak bu ülkede kanserin seyrini alt etmede başarılı olduk. Bugün bütün araçlara sahibiz ve birkaç istisna hariç bütün kanser çeşitleri ve bütün kanser hastaları için yapabileceğimiz bir şey var. Kitabımda böyle söylmemin sebebi; eğer doktorunuz size kanser olduğunuzu ve yapabileceği hiç birşey olmadığını söylüyorsa hemen başka bir doktor bulun çünkü fiilen her hasta için yapabilecek birşey vardır. Bu nedenle birçok kanser çeşidini kronik hastalıklara çevirebileceğimizi düşünüyorum. Ve tekrardan, yaklaşımdaki değişimden bahsettiğim hastaların her gün bir hap aldığı ve diğer bir deyişle mükemmel bir normal hayat yaşadıkları kronik miyelositik lösemi hastalığıdır. İlaçlara karşı dirençli hale geliyorlar ve o zaman farklı bir ilaç almak zorundalar. Ve şimdiye kadar bu ilaçlardan beş tane var. Yani ilaç endüstrisi bu dirence karşı gelişme kaydedebildi. Fakat kronik miyelositik lösemi artık diyabet gibi bir hastalık, insülin alıyorsun ve herşey gayet iyi ve buna bağlı sorunlarla ilgili endişeleniyorsun fakat diğer taraftan normal bir hayat yaşabiliyorsun. Yani evet çok uzak olmayan bir gelecekte kanserin tedavi edilebilir ya da hayatınızı çok az etkileyen kronik bir hastalık olduğunu göreceğiz.

GROSS: Evet Dr. DeVita bizimle konuştuğunuz için size çok teşekkür etmek istiyorum ve size sağlıklar diliyorum.

DEVITA: Benim için bir zevkti ve sizinle konuşmak çok güzeldi.

GROSS: Dr. Vincent DeVita’ nın yeni kitabının adı “Kanserin Ölümü”.

http://www.npr.org/2015/10/28/452395967/oncologist-discusses-advancements-in-treatment-and-the-ongoing-war-on-cancer

 

Daha fazla kişiye ulaşabilmek için ....Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someoneShare on Google+

Leave A Reply